MENU

Social Channels

SEARCH ARCHIVE


Additional Options
Topic

Date Range

Receive our Daily Briefing for a digest of the past 24 hours of climate and energy media coverage, or our Weekly Briefing for a round-up of our content from the past seven days. Just enter your email below

BCD91A
TRANSLATIONS
8 June 2018 10:09

Carbon Brief Türkiye Profili

Jocelyn Timperley

Jocelyn Timperley

08.06.2018 | 10:09am
TranslationsCarbon Brief Türkiye Profili

Karbon Brief, önemli ülkelerin iklim değişikliğine dair neler yaptığını inceleyen serimizin ikinci makelesinde, Türkiye’nin artan emisyonlarını ve bu emisyonları azaltmak için neler yaptığını inceledik.

Türkiye, Avrupa ile Asya’yı birleştiren önemli bir ekonomi ve dünyanın en fazla sera gazı salan yirminci ülkesi. Ancak, Birleşmiş Milletler iklim müzakerelerinde olağandışı bir konuma sahip: Tarihsel emisyonları düşük ve orta gelirli bir ülke olmasına rağmen Türkiye, büyük kısmı gelişmiş ülkelerden oluşan Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü OECD’yi oluşturan grubun bir üyesi.

Türkiye ekonomisi ve enerji talebi hızla büyüyor, ve bu eğilimin devam etmesi bekleniyor. Türkiye emisyonlarının, büyük kısmı fosil yakıtlar tarafından karşılanan (başta elektrik üretiminde kömür olmak üzere)enerji ihtiyacına bağlı olarak, önemli miktarda artması bekleniyor. Ancak, Türkiye emisyon artışını sınırlamak için bir takım çabalar göstereceğine dair söz verdi.

 

Grafik: Carbon Brief için Tom Prater

 

Siyaset

Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’nda aldığı yenilginin ardından, 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı laik Mustafa Kemal Atatürk oldu.

O günden beri büyük uluslararası anlaşmalara taraf olan Türkiye, 1952 yılında NATO’ya katıldı ve 1961’de OECD’nin kurucu üyelerinin arasında yer aldı.

Muhafazakar Adalet ve Kalkınma Partisi AKP’nin kurucusu Recep Tayyip Erdoğan, ilk önce İstanbul Belediye Başkanı, ardından da 2003’te başbakan seçildi. 2014 yılında ise, Erdoğan Türkiye’nin ilk başkanlık seçimini kazandı.

2016 yılında meydana gelen bir darbe girişiminin ardından, Nisan 2017 referandumunda az bir farkla parlamenter demokrasiden başkanlık sistemine geçiş sonucu çıkması, Erdoğan’ın gücünü büyük oranda arttırdı. Sistem değişikliği Türkiye’nin ilk genel seçimi ardından yürürlüğe konulacak; Kasım 2019 olarak verilen genel seçim tarihi, geçen ay 24 Haziran 2018’e çekildi.

Hükümetin 2016 darbe girişimine sert cevabı, Türkiye’nin -Erdoğan’ı darbeyi muhalefeti sindirmek için kullanmakla suçlayan Avrupa Birliği başta olmak üzere Batılı müttefikleri ile arasını açtı. Uzun yıllardır AB’ye katılma iddiasında olan Türkiye’nin üyelik görüşmeleri 2005 yılında başlamıştı. Ancak, müzakereler, çoğunlukla da Türkiye’nin insan hakları sicili yüzünden, sık sık aksadı.

Türkiye uzun zamandan beri, iklim değişikliğiyle yeterli derecede mücadele etmemekle eleştiriliyor. Bu da AB’ye üyeliğine bir diğer engel oluşturuyor, zira Türkiye’nin AB üyelik koşullarını yerine getirmek için politikalarını AB blokuyla uyumlu hale getirmesi gerekiyor. Kısa süre önce yayınladığı bir raporda Avrupa Komisyonu, Türkiye’nin AB 2030 iklim ve enerji çerçevesi ile uyumlu ulusal stratejisini henüz uygulamaya koymadığına işaret etti. Raporda şu ifadeye yer verildi:

“[Türkiye’nin] ulusal iklim değişikliği stratejisi ve eylem planı, enerji stratejisi gibi diğer stratejileri ile çelişmektedir. Bir iklim değişikliği uyum stratejisinin benimsenmesi ve uygulamaya konulması gerekmektedir. Devlet kurumlarında iklim değişikliğiyle mücadele teknik bilgisinin arttırılmasına dair çalışmalar ve iklim değişikliğinin farklı sektörel politikalarda anaakımlaştırılması çalışmaları hala zayıf düzeydedir.”

2001 ekonomik krizine rağmen, Türkiye ekonomisi son yirmi yılda üç kat büyüdü. Ama Türkiye’de işsizlik oranı, OECD ortalaması olan %5,5’i oldukça üzerinde, %10 civarında seyrediyor.

Hükümet bu ekonomik büyümeyi devam ettirmeyi umuyor. Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunun yüzüncü yılı için 2023 siyasi vizyonu, bugün dünyanın en büyük on yedinci ekonomisi olan ülkeyi, en büyük ilk on ülke arasına sokmayı hedefliyor. Vizyonda iklim değişikliğine değinilmiyor.

Her ne kadar önceki hükümetlerin iklim iddiaları da aynı derecede sönük olsa bile, AKP’nin son on beş yılda enerjide büyümeye odaklanmış olması Türkiye’nin emisyonlarını daha da arttırdığı anlamına geliyor. Erdoğan, Türkiye’nin büyüyen ekonomisini desteklemek için enerji arzını arttırmaya devam etmeyi planlıyor. Erdoğan, aynı zamanda enerjiyi önemli bir dış politika unsuru olarak görüyor.

F7F884 Le Bourget, France. 30th Nov, 2015. Turkey's President Recep Tayyip Erdogan (C) attends the 2015 UN Climate Change Conference (COP21) in Le Bourget, near Paris. Credit: Mikhail Metzel/TASS/Alamy Live News

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (ortada) BM İklim Değişikliği Konferansına (COP21)’e katılıyor, Le Bourget, France, 30/11/2015. Foto: Mikhail Metzel/TASS/Alamy Live News.

Türkiye Enerji Bakanlığı’nın yerli kömür kaynaklarının kullanılması gayreti ve kömür madeni sahipleri ve AKP arasındaki yakın ilişki, iklim değişikliyle mücadelenin arttırılmasına dair her tür iddiayla çelişiyor. 2016 yılında yayımlanan bir kanun hükmünde kararname ise “stratejik yatırım” olarak tanımlanan fosil yakıt projelerine lisans ve izin muafiyeti getiriyor. Bu KHK, projelerin hızlandırılmasına, hatta bazı durumlarda ÇED sürecinin ortadan kaldırılmasına yol açabilir.

Türkiye BM iklim görüşmelerinde olağandışı bir konuma sahip (ayrıntılar altta). Türkiye müzakereler sırasında büyük ölçüde uluslararası iklim finansmanına erişim sağlama konusuna odaklandı.

Anketlere göre, iklim değişikliği Türkiye’de yaşayanlar için çok büyük sorun teşkil etmiyor. Ancak, bu Türkiye’nin 2020 yılında BM İklim Konferansı COP26 ev sahipliğiyle ilgilenmesini de engellemedi. 2020 yılı, Paris Anlaşması’nın “kaldıraç mekanizması”nın iklim iddialarını arttırması için çok önemli bir yıl olacak zira ülkelerin ikinci ulusal taahhütlerini sunacakları yıl.

 

Paris Anlaşması taahhütü

Türkiye, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçevesi Sözleşmesi’nin (UNFCCC) uluslararası iklim görüşmelerinde herhangi bir resmi müzakere blokunda yer almayan birkaç ülkeden biri olmanın yanı sıra, bunlar arasından en yüksek emisyona sahip olan ülke.

Türkiye’nin emisyonları, 1990 ile 2013 yılları arasında iki misliden fazla artarak, diğer tüm EK-1 (ayrıntı altta) ülkelerinden daha hızlı artış gösterdi. Postdam İklim Değişikliği Etkileri Araştırmaları Enstitüsü (PIK) verilerine göre, Türkiye’nin 2015 emisyonu 415 MtCO2e. Bu miktar, Birleşik Krallık’ın 2015 emisyonun altında, ancak Fransa emisyon miktarının üzerinde ve 2015 küresel sera gazı emisyonlarının %0.83’ünü teşkil ediyor.

Bu miktara, on yıllardır Türkiye’nin fosil yakıt emisyonlarını kısmen telafi eden arazi kullanımı, arazi kullanım değişikliği ve ormancılık (LULUCF) da dahil.

Bu durum, Türkiye’nin çoğunlukla devlete ait ormanlarını yaygınlaştırma politikalarının neden olduğu orman alanlarındaki artışla kısmen açıklanabilir. UNFCCC’ye 2016’da sunduğu iki yıllık raporunda Türkiye, LULUCF’la karbon giderme trendindeki yükselmenin sürdürülebilir orman yönetimi, ağaçlandırma, orman yangını yönetimindeki iyileştirmeler ve yıllık tarlaların çok yıllık tarlalara ve meralara dönüştürülmesine bağlı olduğunu belirtti.

Ancak, Türkiye’nin LULUCF emisyon verilerinde hesaplama yöntemlerinden kaynaklanan belirsizlikler olduğunu da belirtelim. Yukarıdaki infografikte, LULUCF emisyonlarında 1991’de yaşanan ani değişikliğin arazi kullanımı CO2 veri kaynağının değiştirilmesine bağlıdır.

H7XF4M Forest in Ayvaz Denizli in Turkey

Ayvaz, Denizli’de bir orman, 2016. Foto: Murat Ceven/Alamy Stock Photo

Türkiye, Kyoto Protokolü’ne yürürlüğe girmesinden dört yıl sonra, 2009 yılında taraf oldu. Kyoto Protokolü, özellikle gelişmiş ülkeleri, emisyonlarını azaltmaya mecbur kılıyor. Ancak, Türkiye emisyon azaltım taahüttünde bulunmayan tek taraf ülke olmaya devam ediyor. Türkiye, UNFCCC nezdinde 2020’den önceki dönemi kapsayan herhangi bir eylem sözü vermedi.

Türkiye 2015 yılında, Paris Anlaşması öncesinde, UNFCCC’ye bir iklim taahhütü (ulusal katkı beyanı – NDC) sundu. Türkiye Paris Anlaşması imzaladı ancak henüz resmi olarak onaylamadı ve Rusya hariç, onaylamayan tek G20 ülkesi. UNFCCC’ye taraf 195 ülkeden yalnızca 22’si henüz Paris Anlaşması’nı onaylamadı.

Türkiye emisyonlarındaki artışın devam etmesini bekliyor. Türkiye ulusal katkı beyanında, 2030 itibarıyla emisyonlarını, baz senaryo (BAU) üzerinden, en fazla “%21” oranında (LULUCF dahil) azaltacağı taahhütünde bulunuyor.

Ulusal katkı beyanına göre, BAU senaryoda Türkiye’nin emisyonları on yıl içinde yaklaşık üç kat artarak, 2012’de 430MtCO2e’den 2030’da 1,175MtCO2e’ye çıkacak. Dolayısıyla, Türkiye’nin Paris Anlaşması hedefi, emisyonları 2030 yılında 929MtCO2e’ye düşürüyor. Bu durumda, söz konusu emisyon miktarı 2012 seviyelerinden iki kat fazla ve Almanya’nın halihazırdaki emisyonlarının üzerinde olacak.

Türkiye, emisyonlarında mutlak azaltım yapmak bir yana, emisyonların tepe yapacağı ya da emisyon yoğunluğunun azaltılacağı herhangi bir hedef yıl belirtmiyor. Türkiye’nin koyduğu hedef, BAU senaryoda varsayılan yıllık %5 büyüme oranı pek gerçekçi bulunmadığı ve gerçek büyüme oranının %3.5’e daha yakın olacağı düşünüldüğü için, muhtemelen hiçbir azaltıma yol açmayacağından dolayı eleştirildi. Bir uzmana göre, referans senaryonun ve azaltım oranlarının belirlenme metodolojisi saydam değil.

Climate Action Tracker (CAT) Türkiye’nin Paris taahhütünü “kritik derecede yetersiz” olarak değerlendiriyor ve bu da taahhütün, Paris Anlaşması’nın ısınmayı, 1,5°C bir kenara, 2°C derecenin oldukça altında tutma hedefiyle bile hiç uyumlu olmadığı anlamına geliyor. CAT’ın derecelendirmesi, tüm ülke hedefleri Türkiye’ninki benzer olduğu bir senaryoda, ısınmanın 4°C derecenin üzerine çıkacağı anlamını taşıyor. CAT, ulusal katkı beyanında yer alan 230 hedefinin de 1990 seviyelerinden %348’lük bir artış teşkil ettiğini belirtiyor.

Türkiye, ulusal katkı beyanında 5,9 tCO2e/kişi olan 2012 kişi başı sera gazı emisyon miktarının “AB ve OECD ortalamalarının çok altında” olduğunu belirtiyor. (Postdam veritabanında farklı emisyon hesaplarına göre, bu miktar 2015’te 5,4tCO2e/kişi)

Ancak, BM tahminlerine göre Türkiye nüfusunun 2030 yılına kadar 10 milyon kişi kadar artacağı -ve Paris taahhütüne bağlı kalacağı- varsayıldığında, ülkenin kişi başı emisyon miktarı 2030 itibarıyla neredeyse iki kat artarak 10,5tCO2e’ye çıkacak. Bu da, bugünün 6,8tCO2e/kişi dünya ortalamasının çok üstünde olacak. Bu sırada, AB kişi başı emisyon miktarının 2030 itibarıyla yaklaşık olarak 6,4tCO2e’ye düşmesi bekleniyor.

 

Özel Koşullar

Türkiye, uzun yıllardan beri, UNFCCC nezdinde kendisine, özel ulusal koşullarına bağlı olarak, özel konumunun tanınmasını talep ediyor.

Türkiye, 1992’de OECD üyesi olduğu için, UNFCCC’de Ek-1 ve Ek-2 ülke gruplarına dahil edilmişti. Genellikle daha zengin ve daha gelişmiş olan bu ülkelerin, daha az sayıda yükümlülüğü olan “Ek Dışı 1” grubundaki gelişmekte olan ülkelerin aksine, iklim değişikliğiyle mücadelede başı çekmeleri bekleniyor.

Türkiye, aynı zamanda “Ek-2”ye de dahil edildiği için, teorik olarak emisyonlarını azaltmakla ve, bazıları kendinden zengin olan, “gelişmekte olan” ülkelere destek sağlamakla yükümlüydü.

Yıllar süren görüşmelerin ardından, 2001 yılında UNFCCC aldığı bir kararla Türkiye’yi Ek-2’den çıkarttı ve tarafları Türkiye’nin “özel koşullarını tanımaya” davet etti. Böylece, Türkiye diğer Ek-1 ülkelerinden farklı bir konuma sahip oldu ve iklim finansmanı sağlama yükümlülüğü ortadan kalktı ve Türkiye’nin 2004 UNFCCC’ye katılmasının önünü açtı.

Ancak, Türkiye başka “farklılaştırmalar” için ısrarını devam ettirdi ve kişi başı emisyonlarının nispeten düşük ve iklim değişikliği sorumluluğunun nispeten daha az olduğunu ileri sürdü. (Türkiye’nin kişi başı emisyon miktarının yakın zamanda AB ortalamasını geçeceğini belirtelim.)

 

İklim finansmanı

Türkiye ulusal katkı beyanında uluslararası finansal destek de talep ediyor ve bunun emisyon azaltımı için temel önem taşıdığını belirtiyor.

Türkiye, Paris Anlaşması’nı onaylamak için Yeşil İklim Fonu’na (GCF) erişimi şart koyuyor. Geçen yıl, Erdoğan ABD’nin Paris Anlaşması’ndan çıkma kararının, gelişmekte olan ülkelere söz verilen finansmanı tehlikeye soktuğu için, Türkiye’nin de anlaşmayı onaylamaya daha az meyilli olduğunu söyledi.

M85D6K Ecologically clean energy use in Turkey. Energy of sun

Çatı güneş panelleri, Alanya, Türkiye, 2018. Foto: Alexander Klenov/Alamy Stock Photo.

Ancak, Türkiye halihazırda birçok çok taraflı kalkınma bankası ve ikili kanallardan önemli miktarda finansmanın yanında, birçok finans kurumundan da teknoloji ve kapasite geliştirme için para alıyor.

Yakın zamanda yayınlanan bir rapora göre, Türkiye 2013 ve 2016 yılları arasında yılda ortalama 667 milyon euro ile, kendisinden daha kırılgan olan en az gelişmiş ülkeleri (LDC) de geride bırakarak, en fazla AB iklim finansmanı alan ülke oldu.

Aynı şekilde, geçen yıl Carbon Brief tarafından yayınlanan analiz de, Türkiye’nin 2013 ile 2016 yılları arasında Temiz Teknoloji Fonu (CTF) ve Küresel Çevre Fonu (GEF) gibi kurumlardan 231 milyon ABD doları alarak, çok taraflı iklim fonlarında en çok finansman alan beşinci ülke olduğunu ortaya koymuştu. Türkiye’ye iklim konusunda destek almaya devam edeceği güvencesi de verildi.

Kasım 2017’de Bonn’da yer alan en son iklim müzakerelerinde Türkiye delegasyonu, GCF’e erişim konusunda bir çözüme varılmadan Paris Anlaşmasını onaylamayacağını tekrar etti. Müzakereler sırasında Türkiye’nin GCF erişimi konusunda bir kez daha anlaşmaya varılamadı. Bunun nedeni olarak, G77/Çin bloku da dahil olmak üzere, büyük müzakere bloklarının GCF’nin gelişmekte olan ülkelere destek vermesi gerektiği konusundaki kaygıları gösterildi.

 

Kömür

Türkiye elektrik talebi hızla büyümekte ve aşağıdaki infografikte de görülebileceği üzere, elektrik sanayi sera gazı emisyonlarının bir numaralı kaynağı.

Türkiye enerji politikası, ekonomik büyüme için gerekli olduğunu öne sürdüğü ve yerli kömürle sağlandığı farz ettiği arz güvenliğinin üzerinde duruyor. Türkiye halihazırda ithal petrol ve gaza çok büyük ölçüde bağımlı. Yerli üretim ise çok kısıtlı. Bu durum, Türkiye’nin petrol ve gaz fiyatları dalgalanmalarına açık olduğu konusunda endişelere yol açtı. Türkiye, fosil yakıt ithalatında özellikle Rusya’ya bağımlı durumda.

Türkiye halihazırda kömürden 74 TWh elektrik üretiyor. Bu rakam toplam elektrik üretimin %28’sini teşkil ediyor ve 2004’teki 34 TWh’in neredeyse iki katı. 74 TWh’in yaklaşık yarısı ithal kömürle üretiliyor. Türkiye’nin1985 ve 2015 yılları arasında elektrik üretiminde kullandığı kaynaklar aşağıdaki grafikte görülebilir.

Türkiye elektrik üretimi kaynakları, 1985-2015. Kaynak: Kaynakların dağılımı için Dünya Bankası Dünya Kalkınma Göstergeleri; Toplam elektrik üretimi değerleri için BP 2017 Dünya Enerji İstatistik Değerlendirmesi. Grafik: Highcharts kullanılarak Carbon Brief tarafından tasarlanmıştır.

Türkiye ulusal enerji politikası, yerli kömürü elektrik kapasitesinin arttırılmasında en tercih edilen yakıt haline getirmiştir. Türkiye’nin en son stratejik planı elektrik üretiminde yerli kömür kullanımı, 2012 seviyelerine göre, neredeyse iki misli arttırma hedefi belirledi. Plan’da şu ifade yer almaktadır:

“Kömür, özellikle son dönemde temiz kömür teknolojilerinin de etkisiyle farklı bir yere oturarak daha fazla ilgi görmeye başlamıştır.”

Coal Swarm’a göre, halihazırda yaklaşık 18 GW kurulu gücünde faal kömürlü termik santrale sahip olan Türkiye dünyanın en büyük on üçüncü filosuna sahip. Bu filosunu önemli oranda büyütme niyetinde olan Türkiye’nin, 2023 itibarıyla toplam kömürlü termik santral kurulu gücü hedefi 30 GW.

D9DYCX Oren thermal power plant Mugla Turkey

Ören kömürlü termik santrali, Muğla, Türkiye, 2013. Foto: Images & Stories / Alamy Stock Photo.

Coal Swarm’a göre, Türkiye’nin halihazırda planlama ya da inşaat aşamasında 43 GW kömürlü termik santral projesi bulunuyor. Bu durumda Türkiye, kömürde büyüme planları açısından, Çin, Hindistan ve Vietnam’dan sonra dördüncü sıraya yerleşiyor.

Ancak, bu 43 GW’ın sadece 1 GW’ının halihazırda inşaat halinde olduğunu ve tüm planlanan kömürlü termik santrallerin, kısmen yoğun itirazlara bağlı olarak, kurulmasının pek olası olmadığını da unutmamak gerekiyor. Su kesintileri de kömürlü termik santral faaliyetlerinin verimliliği ve güvenirliliğini azaltabilir.

Türkiye’nin büyük kömürlü termik santrallerinin öenmli kısmı sübvanse ediliyor: Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü’nün (IISD) 2015 raporundaki tahmine göre, 2013 yılında en az 730 milyon dolar değerinde kömür teşviki sağlandı.

Tahminlere göre, Türkiye yaklaşık olarak 6,000 Mtoe geri kazanılabilir kömür rezervine sahip ve bu da dünya toplamının %1’den azını teşkil ediyor. Son yıllarda Türkiye yeni kömür sahaları bulma ve mevcut olanları da geliştirme çalışmalarını yoğunlaştırdı. Türkiye kömürlü termik santrallerinde en çok kullanılan kömür türü linyit. Türkiye önümüzdeki yıllarda yerli linyit çıkarmak için birkaç yeni kömür madenini faaliyete sokmayı planlıyor.

F9G0CD Turkei, westliche Schwarzmeerkuste, Zonguldak, Catalagzi, Kohlebergwerk

Batı Karadeniz’de bir kömür madeni, 2015. Foto: Hackenberg-Photo-Cologne/Alamy Stock Photo.

Türkiye, aynı zamanda, küresel enerji sistemi içerisinde kendine bir konum edinmek için harekete geçti. Üç yıllık inşaat sürecinin ardından, Azerbaycan gazını Gürcistan üzerinden Türkiye ve Avrupa’ya taşıyacak olan, Trans-Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı’nın (TANAP) 2018 yazında tamamlanması bekleniyor. TANAP’dan önce 2007 yılında Türkiye ve Yunanistan arasında bir doğal gaz boru hattı açılmıştı. Hükümet, TANAP’ın Türkiye’nin bölgesel enerji merkezi rolünü güçlendirmesini bekliyor.

 

Yenilenebilir Enerji

Avrupa’nın en büyük yenilenebilir enerji potansiyeline sahip ülkelerinden Türkiye’nin, özellikle rüzgar ve jeotermalde ayrıcalıklı bir konuma sahip. Ancak, alttaki enerji üretim grafiğinde de görüldüğü üzere, hidroelektrik hariç tutulduğunda, 2015’te Türkiye elektrik ihtiyacının sadece yaklaşık %6’sının yenilenebilir kaynaklardan elde etti.

Yenilenebilir enerji kurulu gücünü arttırma niyetinin belirtildiği ulusal katkı beyanında, Türkiye 2030 itibarıyla güneş enerjisi kurulu gücünün 10 GW’a ve rüzgar enerjisi kurulu gücünün 16 GW’a çıkarılmasını hedeflediğini belirtiliyor. (2017’de Türkiye’nin güneş kurulu gücü 3,4 GW ve rüzgar kurulu gücü 6,5 GW olarak gerçekleşti. Türkiye’nin sadece 2017 yılında 2,6 GW güneş enerjisi kurulu gücü eklediği düşünüldüğünde, bu büyüme hızı devam ettiği takdirde 2030 hedefini üç yıl içinde gerçekleştirebileceği görülüyor.)

Ancak, Türkiye’nin 2014 Yenilenebilir Enerji Eylem Planı 2023 itibarıyla 20 GW rüzgar kurulu gücü hedefi koymuştu. Buna bağlı olarak ulusal katkı beyanında yer verilen rüzgar hedefi “iddia düzeyinde net ve önemli bir azalma” olarak değerlendirildi.

KHDDRH Unidentified people wait for sunset and wind tribunes on the background.Bozcaada,Turkey:21 August,2017

Rüzgar türbinleri önünde gün batımını bekleyen insanlar, Bozcaada, Türkiye, 21 Ağustos 2017. Foto: İsa Özdere/Alamy Stock Photo.

Türkiye ulusal katkı beyanında “hidroelektrik potansiyelinin tamamını” kullanmak istediğini belirtiyor. 2015’te Türkiye’nin elektrik üretiminin %26’sını karşılayan hidroelektrik, halihazırda ülkenin elektrik üretiminde önemli bir rol oynuyor. Her ne kadar ulusal katkı beyanında söz edilmese bile, 2014 planında da toplam yenilenebilir kurulu gücünü 61 GW’a, hidroelektrik kurulu gücünün 2023 itibarıyla 34 GW’a çıkarılması hedefi belirlenmişti. (Bu rakam 39 GW’lık mevcut kurulu güç ile karşılaştırılabilir.)

Hidroelektriğin Türkiye’nin enerji karmasındaki hakim rolünü eleştirenler, sel, tarım arazisi kaybı ve çevresel adaletsizlik gibi muhtemel dezavantajlarına işaret ediyor. Küresel ısı artışına bağlı kuraklığın da hidroelektrik üretimini olumsuz etkilemesi bekleniyor.

Türkiye, diğer bir raporda, Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması’nı (YEKDEM) devam ettirmeyi planladığını ve elektrik üretimine uygun ek jeotermal alan potansiyelini araştırmak üzere planlama başlattığını belirtiyor.

IISD araştırması ise Türkiye’nin şimdiden, dışsallıklar dahil edildiğinde, kıyı rüzgar ve güneş enerjisiyle kömürden daha ucuz elektrik üretebileceğini ortaya koyuyor.

Öte yandan, WWF-Türkiye ve Bloomberg New Energy Finance’in (BNEF) birlikte hazırladıkları bir rapor, Türkiye’nin rüzgar, güneş ve hidrolektrik enerjisini arttırarak, emisyon ve hava kirliliğin azaltılmasına bağlı faydalar hesaba katılmadan bile, enerji talebini kömürdeki planladığı büyümeyle aynı maliyete karşılayabileceğini ortaya koydu. Rapor aynı zamanda, Türkiye’nin 2030 enerji talebinin, ekonomi ve enerji verimliliğinde beklenilen değişikliklere bağlı olarak, hükümetin beklediğinden %25 daha az olabileceğini de ortaya koydu

2014 Eylem Planı’nda ulaşımda yenilenebilir enerji kullanımının 2023 itibarıyla, halihazırdaki payı olan %1’den %10’a çıkarılması öngörüldü.

 

Nükleer

Her ne kadar halihazırda Türkiye’de faal bir nükleer enerji santrali olmasa bile, nükleer enerji Türkiye enerji politikasının bir diğer önemli konusunu teşkil ediyor. Türkiye 2015 ulusal katkı beyanında 2030 itibarıyla bir nükleer santrali hizmete sokacağına vurgu yaparken, daha yakın zamanda yayınlanan planlarda ise Türkiye’de 2023 itibarıyla iki nükleer santralin faaliyete geçeceği, bir üçüncünün de inşaat aşamasında olacağı belirtildi.

Bu nükleer santrallerden ilki, 4,8 GW’lık Akdeniz kıyı şeridinde kurulacak olan Akkuyu nükleer santralinin 2019 itibarıyla tamamıyla operasyonel olması bekleniyordu. Ancak, bugüne kadar birçok gecikme yaşayan santralin 2023 açılış hedefi de gerçekleştirilemeyebilir.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (sağda) ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (solda), videokonferansla katıldıkları Akkuyu nükleer santralinin ilk reaktör inşaatı açılışında el sıkışırken, 3 Nisan 2017. Foto: ITAR-TASS News Agency/Alamy Live News.

Rus yüklenici Rosatom’un bu ayın başında inşaat lisansı almasına rağmen maliyetleri bölüşecek bir ortak bulmakta zorlandığı ve yine bu ay başında dört adet 1,2 GW’lık ünitenin ilkinin inşaatına başlandığı belirtiliyor.

Karadeniz’de kurulacak olan ve konsorsiyumun başında Japonya’nın olduğu 4,5 GW’lık Sinop nükleer santralinde ise maliyetler artışa geçti. Üçüncü santralin ise Kırklareli’nde yapılması planlandığı iletiliyor.

 

İklim yasaları

Her ne kadar Türkiye iklim değişikliğini kamu politikasında nispeten erken tarihte kurumsallaştırmış olsa bile, hedeflerinin iddia düzeyi düşük kalmaya devam ediyor.

Türkiye 2005 yılında, Yenilenebilir Enerji Yasası’nı yürürlüğe soktu. Yasada, 2023 itibarıyla elektriğinin %30’nu yenilebilir kaynaklardan (hidroelektrik dahil) elde edilmesi hedefleniyordu. Ancak, aşağıdaki elektrik tüketim grafiğinde de görüldüğü üzere, Türkiye bu hedefe 2015 yılında ulaştı.

Yasa, yenilenebilir enerji kaynakları için alım garantisi belirledi ve enerji tedarikçilerinin toplam alımlarının belirli bir miktarını lisanslı yenilenebilir enerji üreticilerinden satın alması şartı koşuyor. Yasa aynı zamanda şebeke operatörlerinin yenilenebilir enerji üreticilerine erişim sağlamasını da şart koşuyor.

2007 tarihli bir yasa jeotermal enerji üretimi ve tüketimini 10 kat arttırma hedefi belirlerken, 2013 Elektrik Piyasası Yasası ise 2030’a kadar yenilenebilir enerji kaynaklarına yeni vergi indirimleri getirdi.

2010 yılında Türkiye, 2020’ye kadar olan süreyi kapsayan İklim Değişikliği Stratejisi’ni yayımladı. Bu stratejide Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele vizyonu ve “düşük karbonlu ekonomiye geçiş” iddiasının ana hatları, ve enerji, sanayi, ulaşım, atık ve arazi kullanımı değişikliklerinden kaynaklanan emisyonların azaltım politikaları açıklandı. Stratejide, 2023 itibarıyla yenilenebilir enerjinin elektrik üretiminin %30’unu teşkil etmesi hedefi tekrarlandı ve 2030’a kadar elektrikten kaynaklanan emisyon miktarının %7 oranında azaltılması hedefi belirlendi.

2011’de yayımlanan İklim Değişikliği Eylem Planı, iklim değişikliyle mücadele için kısa, orta ve uzun vadeli planlar içeriyordu. Eylem Planı’nda tarımsal ormancılık faaliyetlerinde depolanan karbon miktarının arttırılması için, 2007 seviyesi baz alınarak, 2020 itibarıyla %10’luk bir artış hedefi belirlendi.

Türkiye’nin 2018 Enerji Verimliliği Eylem Planı birincil enerji tüketimini 2023’e kadar 24 MToe kadar azaltmayı hedefliyor. Bu azaltımın, her ne kadar belirtilmemiş olsa da, baz senaryo üzerinden olması muhtemel. Stratejide konut, ulaşım, enerji ve tarım sektörleri de dahil olmak üzere, birçok sektörde 11 milyar ABD doları değerinde enerji tasarrufu yapılacağı taahhüt ediliyor. Türkiye, 2007 ve 2012 yıllarında da enerji verimliliği yasaları çıkarmıştı.

Öte yandan, hükümet yeni kömürlü termik santrallerin çevre yönetmeliklerinden muaf tutulmaları için bir yasa hazırlığı içinde. IASS’nın 2016 raporuna göre, benzer bir girişim daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından red edilmişti. Raporda, siyasilerin fosil yakıt odaklı söylemleri ve uzun dönemli planlama eksikliğinin, yatırımcılar açısından,sürdürülebilir enerji sektörünün cazibesini azalttığına dikkat çekiliyor.

 

Piyasa temelli araçlar

Türkiye, piyasa temelli araçları iklim politikasının kilit unsurlarından biri olarak görüyor. Ulusal Katkı Beyanı’nda Türkiye’nin “2030 hedefleri için uluslararası piyasa mekanizmalarının karbon kredilerini kullanmayı hedeflediği” belirtiliyor. Ancak, kimi uzmanlara göre, karbon piyasaları kullanımı Türkiye’nin emisyonlarının bir kısmını diğer gelişmekte olan ülkelere ihraç etmesi riskine yol açabilir.

Türkiye şu ana kadar sadece gönüllü karbon piyasalarında faaliyet gösterdi. Türkiye 2017 yılında 2 milyon ABD doları bedelinde (1,9 MtCO2e) ticaret gerçekleştirerek, en fazla karbon ticareti yapan ülkeler listesinde altıncı sırada yer aldı. 1,9 MtCO2e Türkiye’nin yıllık emisyon miktarının %1’nin yarısından azına denk geliyor.

Ancak, Türkiye 2012 yılında emisyon bildirimi sistemi zorunluluğu için yeni bir yönetmelik çerçevesi oluşturdu. Bu, resmi emisyon ticareti sistemi (ETS) yolunda atılan bir adım. Emisyon takibi 2015 yılında başladı ve Türkiye geçen yıl ilk zorunlu emisyon bildirimi yılını doldurdu. Türkiye’nin AB üyeliği adaylığı, AB ETS kurallarına uyması gerekeceği anlamına geliyor ve emisyon bildirim mevzuatı da bu yolda önemli bir adım.

 

İklim değişikliği etkileri ve uyum

Türkiye, insan kaynaklı iklim değişikliğinin sebep olacağı kuraklığın önemli derecede hissedileceği Akdeniz havzasının doğusunda yer alıyor. Kısa süre önce yayınlanan bir araştırmaya göre, başta su stresi arttıkça verimsizlik riski de artan sulu üretim olmak üzere, tarım ve gıda üretimi yoğun biçimde etkilenecek.

A Vineyard near Teos, Turkey with grapes that have shrivelled up in the drought like conditions, 2009. Credit: Global Warming Images / Alamy Stock Photo. BEWPHK

Teos antik kenti yakınlarındaki bir bağda kuraklıktan etkilenen üzümler, 2009. Foto: Global Warming Images/Alamy Stock Photo.

Her ne kadar küresel ısınma 2°C derece ile sınırlı olsa bile, bu bölgenin, özellikle de yaz aylarında, aşırı sıcaklardan etkilenmesi bekleniyor. Isınmanın artan çölleşmeye yol açması ve insan vücudunu hem doğrudan, hem de gıda ve su kaynakları gibi, dolaylı yollardan etkilemesi bekleniyor.

Türkiye’nin UNFCCC’ye sunduğu Beşinci Ulusal Bildirimi, ülkenin su stresi, orman yangınları ve iklim değişikliğinin, sıcak hava dalgaları ve vektör aracılı hastalıklar gibi, insan sağlığına etkileri karşısındaki kırılganlığının altını çiziyor. Bildirim’de, sahil bölgelerinde nüfus yoğunluğunun ülkenin geri kalanından iki kat fazla olduğu ve buna bağlı olarak Türkiye’nin deniz seviyelerinin yükselmesine karşı da kırılgan olduğu da yer alıyor.

2013 yılında OECD’nin yayınladığı bir raporda, artan yaz sıcaklıkları, Batı kesimde azalan kış yağmurları ve Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinde son yüz yılda deniz seviyelerinde 12 cm’lik bir yükseliş belgelendi. 2016 tarihli bir diğer çalışma ise, 1981 ve 2010 yılları arasında orta ve güneybatı kesimlerinde kurak alanların yaygınlaştığını ve kuzeydoğuda yağmur miktarında artış olduğunu ortaya koydu.

Türkiye Ulusal Katkı Beyanı’nda uyum konusuna çok az değiniliyor ve Türkiye henüz Ulusal Uyum Planı’nı UNFCCC’ye sunmadı. Ancak, Türkiye 2005 yılında iklim değişikliğine bağlı olarak bozulma riski taşıyan bölgelerde uyum ve toprak koruma konusunda bir yasa çıkardı. Türkiye’nin 2010 İklim Değişikliği Stratejisi ve 2011 tarihli İklim Değişikliği Eylem Planı’nda da, özellikle su kaynakları yönetimi konularında, iklim değişikliği uyum politikaları geliştirildi.

Enerji tüketimi verileri BP 2017 Dünya Enerji İstatistik Değerlendirmesi’nden alınmıştır. 2015 kişi başı sera gazı emisyonları, Postdam İklim Değişikliği Etkileri Araştırmaları Enstitüsü (PIK) LULUCF dahil emisyon verileri ile Dünya Bankası nüfus verilerinin bir araya getirilmesiyle elde edilmiştir. PIK veri tabanı, Türkiye’nin (LULUCF dahil) dünyanın en büyük sera gazı emisyonuna sahip ülkesi olduğunu göstermektedir. Türkiye’nin 2025’e kadar emisyonlarını, 2005 seviyeleri baz alınarak, %37 oranında azaltacağı taahhütü, 2015’te BM’ye sunduğu Ulusal Katkı Beyanı’ndan alınmıştır.

Sektörel emisyonları gösteren grafik iki veri tabanı kullanılarak hazırlanmıştı. Metan (CH4), azot oksit (N2O) ve flüorlu gazlar LULUCF dahil tüm sektörleri kapsamaktadır ve PIK veri tabanından alınmıştır. LULUCF CO2 değerleri de PIK veri tabanından alınmıştır.

Diğer değerler, OpenClimateData sitesinden indirilen EDGAR CO2 emisyon veri tabanından alınmıştır. EDGAR kategori tanımları: Binalar (sanayi dışı sabit emisyon: konut ve ticari yakma işlemleri dahil); Ulaşım (mobil yakma işlemleri: yol, demiryolu, gemicilik ve havacılık); Yanma dışı (sanayi süreç emisyonları ve tarım ve atık); Sanayi (elektrik ve ısıtma üretimi haricindeki, sanayi imalat ve yakıt üretimi dahil, sanayi sektöründeki yakma); Elektrik ve Isıtma (elektrik ve ısıtma santralleri).

Translated from "The Carbon Brief Profile: Turkey" by Ayşe Bereket.

Sharelines from this story
  • Carbon Brief Türkiye Profili
  • Türkiye’deki iklim ve enerji politikaları hakkında bilinmeniz gereken herşey

Related Articles

THE BRIEF

Expert analysis directly to your inbox.

Get a Daily or Weekly round-up of all the important articles and papers selected by Carbon Brief by email.

THE BRIEF

Expert analysis directly to your inbox.

Get a Daily or Weekly round-up of all the important articles and papers selected by Carbon Brief by email.